Hayat acele etmemekteymiş. Sakince, susarak, düşünerek, dinleyerek ve dinlenerek yol almakmış.
Hislerin, hissizliğin kendinle olmaktaymış.
İçeriye ayna tutmaktan, bazen aynaya bile bakmamakmış.
Kendini tanımak ve ne istediğini anlamak için boşlukları kendinle doldurmak lazımmış.
Birinin çıktığı oyuna apar topar bir başkasını sokmak pişmanlıkmış. Kare bir boşluğa yuvarlak parçayı oturtmaya çalışmak gibiymiş o. Bir bütün olmak için her boşluğa önce kendini koymak lazımmış.
Bazen tam "işte şimdi süperim" dediğin bir anda hala yerle bir olabilmekmiş.
İçerde yanıp sönen ışıklara öyle herkes dokunamazmış.
İyiymiş, güzelmiş yetmezmiş.
Değiştin diye suçlanmakmış.
Ama kim ne diyor diye umursamamakmış.
Hayat kendinle yüzleşmek, hep bir şeyleri aramak ve anmakmış.
Ulaşmaya ve akılda kalmaya çalışmakmış.
Hep ileri bakmak lazımmış, olsaymış olurmuş.
Riskler tek değil, iki kocaman kalp varsa alınırmış.
Risk alıp kaybettiğin oyunlardan kaçınmak şartmış.
Kaybettiklerini de ayakta karşılamayı bilmek lazımmış.
Sertçe kapatılan kapılar heves bırakmazmış.
Mutlak mutluluk yokmuş, anlık memnunluk varmış.
Upuzun bu yolculukta huzuru bulmak kabullenmekteymiş. Olanı, olmayanı, olduğu ve olmadığı kadar.