27 September 2021

Hıyar Turşusu

Ne anlatayım?

Varlığından haberdar olmadığın hislerin olabiliyormuş içeride. Birlikte uyuyup uyanmış, üzerine konuşup konuşup sonra onları alıp bir hıyar turşusu kavonozuna bastırmışsın. Turşunuz olmuş, tadı tuzu yerinde afiyet olsun. Kapağı açıp tadına baktığında gerçekle yüzleşmişsin. Söz büyüdür derler ya, içinde tuttuğun her bir harf her bir hece ağzından döküldüğünde farkediyormuş insan gerçeği. Aaa bu duygular benim miymiş? Takıntı olabilir mi bu "duygu" sandığım diye sorguluyorsun bir süre. Takıntılarımızı yerine getirmeyince tetiklenen duygunun içinde kalmak takıntıdan kurtulmama yarar mı? Kendimi takıntıya maruz bırakma bir çıkış yolu olabilir mi? Tamam, deneyelim. Kalalım o duygunun içinde, hatta azıcık da yas tutalım. Tdk'nın dandik tanımlamasına karşın, 'geçmeyen ve onunla yaşamaya alışmaktan hicap duyduğun bir şey'*; yas. Yas da tutalım, kaçıncı kez tuttuğumuz bu denklemdeki en önemsiz detay.

Düşünüyorum da yani. Ben gerçekten sonrasında midemi yakacağını bildiğim o yemeği yine de yerim. İçinde kalmaktan korktuğum asansöre bi şekilde binerim. Kötü haber vereceğine emin olduğum o telefonu yine de açarım. Acı verici olanı bile isteye göze almışım yani belli ki bi'zaman bi'yerde. Acı verici olanın sürpriz bi'şekilde gelmesini kucaklamaktan da başka bir çare kalmıyor bazen bazı durumlarda. Hani çocukken bırak sobaya elini bir kez bassın da dokunmaması gerektiğini anlasın derler ya, ben o sırada elimi bi'kez basmışım da yetmemiş gibi. Mazoşist bir yerden değil ama, sobanın elimde yarattığı acı hissini anlamış ve tamam onu da hallederim gibi bir güç bulmuşum gibi. Ya da herhangi bir noktada herhangi bir güç bulabildi mi acıyla baş eden?

Vakti geliyor, bir bakıyorsun olmaz denen oluyor, Daft Punk müziği bırakıyor. Veronika ölmek istiyor. Elim elinle fiziksel teması kabul edemezken ruhum sarmalanıp en derin denizlerin dehlizlerinde gezinmek istiyor. Rüyalarla yaşayıp kahvaltında anlık memnuniyetine şükrediyorsun. Hayırlısı diyorsun; ben aciz, kimsesiz çaresiz bir kulum, var eden isterse olur, beklerim. Kolaya kaçıyor, akışa sığınıyorsun. Bir güneş daha batıyor, takvimden bir gün daha yırtılıyor görmüyorsun. İpek kozanın güven veren sıcaklığı içine hapsediyor seni. Ağır ağır ölüyor, hissetmiyorsun.


*Melikşah Altuntaş

02 May 2021

Why Does the Wind?

 "İyi şeylerin kötü yanı,

Bir daha hiçbir şeyin "öyle iyi" hissettirmemesidir.

Asil bir ruhla karşılaştıysanız, seviyesizlik gözünüze daha beter batar.

Samimiyeti tattıysanız, hesaplı tavırlar daha çok canınızı yakar.

Huzuru bulduysanız, heyecanın bile eski tadı kalmaz.

Gerçekten sevildiyseniz, pazarlıklı ilişkiler hiç kesmemeye başlar.

Öz'de olan has olanı bilir.

Hiç görmemişse neyi aradığını bilmeden arar.

Ama bir kez gördükten sonra artık eskiden avundukları ile hoşnut olması zordur.


İyi gelen şeyleri bulduğunuz zaman onlara iyi bakın."




21 April 2021

Robot

Basit komutlarla hareket ediyorum. Sabah uyan. Bilgisayarı aç. İşini yap. Mesagı cevapla. Köpeği tuvalete çıkart. Kediyi besle. Hayırdır hayatım diye sanal bebek Dino'yu mu yönetiyorum? Hani herkes overthinking'den yakınıyor ya bu zamanda, bende "think" bile yok, hepsi ezberlenmiş komutlar. Hiçbir şey düşünmüyorum. Ne dün, ne yarın. Anda olmak, anı yaşamak dedikleri bu olmasa gerek canım. Bu kadar da yalnızca anda olunmaz herhalde. Düşündüğüm bir sonraki adım yalnızca ertesi gün kahvaltı için simit var mı, ertesi hafta ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Biri hadi şunu yapalım deyince bütün programım alt üst oluyor ki aslında günlük rutin dışında hiçbir programım da yok. Sabah 8.30 akşam 18.00 arasında masada oturmak ve anlamsız görüşmelere katılmak dışında yapacak bir işim de yok. Evde yapılabilecek şeylerden yoga veya meditasyon yapmak mesela, o future plan adeta bir hayal. Öyle de bir şey ki bu düşünmemek eylemi, anı yaşamaktan çok ileri; programlanmak gibi aslında. Ezbere yaşamak sanırım. Sınavda hep bildiğin yerlerden soru gelmesi, sınav sorularını ben hazırlamışım gibi. Elimde kocaman olduğunu umduğum bir hayatım var ve yaşamaya, eyleme geçmeye nereden başlanır bilmediğim için sürekli erteliyorum sanki. Ertelediğim her günün yerini de ezberlerim dolduruyor. "-Nasılsın? +Nefes alıyorum." Sanırım süper cevap. Ne var ki nefes aldığımıza da binlerce şükür. Ama tek başına nefes almak halının altına süpürdüklerimi temizlemeye yetmiyor maalesef. Ve sanırım hayal kurmak, planlamak ve uygulamak eylemleri büyük bahar temizliklerinden sonra başlıyor. 

24 February 2021

Cevapsız Sorular

Hayattayım. Çünkü kafamın içinden canlı çıktım.

Ve şimdi canlı çıkan parçamı kendi ellerimle öldürmeye çalışıyorum. Sanki ilmek ilmek ördüğüm bir şeyi duygusal bir kararla aniden söker gibiyim. Hayat birinin aklında olmakla geçen günler veya hatıralar mıdır? Değildir. Hayat somuttur, sahip ve ait olduklarındır. Sabah simidini alıp odasına sorgusuz sualsiz girdiğin kanlı canlı dostundur. Evin kapısından girdiğinde hiçbir maskeye ihtiyaç duymadığın ailendir. Eve gelince mamasını verdiğin, kumunu temizlediğin, gece ayak ucunda uyuyan sokak kedindir. Yanlış yapıyorsun diyen arkadaşındır hayat. Ofis masanda bulduğun bir çiçektir. Uzun zamandır görmediğin arkadaşına uzun uzun sarılmaktır. Pandemiye inat dokunmaktır. Dert dinlemektir. Karnın ağrıncaya dek gülmektir. Birlikte cin tonikler devirmek, sabah eve beşte gelmektir. Küsmektir, kızmaktır, sonra konuşmak ve çözmektir. Daha iyi sarılmaktır. Daha çok dokunmaktır. Yürümektir kafana estiği gibi kilometrelerce. Motorla Üsküdar'dan Beşiktaş'a geçerken eski bir totem olarak telefona değil denize bakmaktır. Değer verenlerle olmaktır hayat. Olmak istediği yerde olana tatminkardır. Vardır, gerçektir, bugündedir. "İyi ki yaşıyorum" dedirten küçük, basit anlardır.

Dün öyle değildir. Dün acıdır, pişmanlıktır. En derindeki yaradır. Öyle derinde bir yaradır ki sabahlara kadar hıçkıra hıçkıra ağlasan da geçmeyendir. Etrafını seni sorgusuz sualsiz, yargısız, sen olduğun için seven insanlarla da doldursan iyileşmeyendir. Yüzüne taktığın yalancı gülümsemenle gizlemeye çalışsan da görünendir. Dağlanmıştır bir kere, üzeri örtülse de acısı dinmeyendir. "Bunlar hiç olmamış" gibi yaptıkça daha çok bunlar hiç olmamış gibi yapmak zorunda kaldığındır.

Yarın umuttur. Her şeyden önce umut. Denenmemişi, yeniyi tecrübe etme heyecanıdır yarın. Sıfırdan başlamaktır. Güzel günlerin geleceğine inanmak ama bir yandan da her günün güzel olduğunu bilmektir. Sokaklarda özgürce gezeceğimiz, yine güleceğimiz, geçmişi unutacağımız, yine seveceğimiz, hem de daha önce hiç böyle sevmedim diyecek kadar çok seveceğimiz günleri beklemenin umududur. Kendi geleceğini yaratmaktır. Yüzde yetmişi suyla kaplı küçük bir kızı kucağına almanın hayalini kurmaktır yarın. Cana can katma heyecanıdır. Usul usul, içine sinerek yürümektir. Dünde takılı kalmamak, gelecek inşa etmektir.

Her şeyi konuşabileceğimiz insanlar yerine, hiçbir şey söylemeden de her şeyi konuşabileceğimiz insanlarla dolu yarınlara.

01 January 2021

Irregular

Whatsapp gruplarında 2020'nin berbat geçtiği fikrinin aksine ben 2020'nin harika geçtiğini savunuyorum, sağlık konusunda aşırı sınanmış biri olmama rağmen. Aslında yıllara bir anlam yüklememek gerektiğini, yıllar arasındaki tek farkın bir başlama ve bitirme enerjisine sahip olduğunu düşünüyorum ama konumuz bitmiş bir yılı değerlendirme olduğu için burada bunun üzerinde durmuyorum.

Geçenlerde instagram story arşivinde gördüm ki, gelmiş geçmiş en kötü yılım olan 2018 yılını Amsterdam'daki Heineken Museum'ın içinde digital bir topla gol atarak "2018'de ben" yazıp paylaşmışım. Hayaller ve hedeflerin iyi niyetli yeni yıl dilekleriyle örtüşmediğinin benim için birebir kanıtıdır. Görünürde güzel giden 2018 yılı benim kendi içimde; kendimle hiç olamadığım, kendimi tanımadığım, değişmeye çalışmak zorunda hissettiğim ama değişimi çabalama gayreti içinde olan o kızı hiç sevmediğim en zor yılımdır. Koşullara adapte olmakla değişmek ve hatta değişime zorlanmak farklıdır. 

O kız sonradan öğrenecekti, sen önce kendini sev güzel kız. Başkaları seni sevecekse "sana rağmen" sevsin. Bazen değişsen de görmek istemeyen gözlere bu zaten görünmeyecek. En zoru olan kendini törpülemeyi başarsan bile yoz kafalardaki o kodları değiştiremeyeceksin. Gerçek sevgiyi henüz tatmadın.

Gerçek sevgiyi 2019'da hatta 2020'de de tatmadım ama kendimi sevmeye başladım. Kendimi hatırladım yani, ben önceden de kendimi severdim. Herhalde en büyük kazanımım budur. Görünürde kötü başlayan 2020 yılı düzen ve istikrar aşığı olan beni kendi düzensizliğine alıştırdı hatta düzensizliğini sevdirdi bile. Hayat bazen bilmediğimiz yerlerden sorular soruyor. İstikrarı bozan bir deneyimden sonra kendimizi tekrar dengede tutmayı başardığımızda, bir daha asla hazırlıksız yakalanmıyoruz. Hislerimize ve incindiğimiz konulara rağmen akışa güvenmeye mecburuz hep. Bu yüzden şartların değişmesi en güzel gerçekliktir belki de. İçsel huzur değişime direnmediğimizde yerleşiyor. İnsan kendine ve eylemlerine o zaman uzaktan bakabiliyor. 

Geçen gün birine söylüyordum, geçmiş beni seviyor ama bana hiç saygısı yok. Beni hiç düşünmüyor.

Kötülük yapan, beni inciten geçmişe karşı güçlü bir hoşgörü ile yaklaşmak isterken bazen aklımı kaçırdığımı düşünüyorum. Böyle anlarda kendimi ve öfkemi kontrol edebildiğim için gururlanıyorum önce. Sonra bu şuursuz bir aptallık gibi geliyor. Kimsenin hatalarını ve yanlış tercihlerini sırtımda taşımak zorunda değilim diyorum. Ben bu karanlık, yabani hayvanlarla dolu ormanın içinden yalnız ve pişmanlığını uzun süre taşıdığım binbir hatayla geçtim, o da geçsin, bu da onun yolculuğu. Halbuki, her duygunun bir ömrü var, o duyguyla ilgilenmediğimizde o da ölüp gidiyor. 

2020 kafamda birçok soru işaretini kaçmadan cevapladığım, pişmanlıklarımı geride bıraktığım, çoktan affettiğim bir yıldı. Bu yıl yeni bir yıl.

"Hayat birinin sizi sevmesidir, saçlarınız arasından esen rüzgar, yüzünüze vuran güneş, bir arkadaş ile çakır keyif olmaktır. Hayat, aynı zamanda birinin sizi terketmesi, yağmurlu bir gün ve bir arkadaşın ihanetirdir de. Hayat iyi ile kötünün yanyana oluşudur."

Teşekkürler, hayatıma.